Bu derste biyoloji felsefesinin bir alan olarak tarihsel gelişimi ve güncel tartışmaları ele alınacaktır. Biyoloji felsefesi, yaşam bilimlerinin kavramsal, metodolojik ve normatif temellerini inceleyen; hem klasik felsefî problemlerle hem de çağdaş biyolojik araştırmalarla iç içe gelişmiş bir disiplindir. Biyoloji felsefesinin özerk bir alan olarak ortaya çıkışı 20. yüzyıla tarihlense de, canlılık, organizma, tür ve teleoloji gibi temel soruların kökeni Aristoteles’e kadar uzanır. Bununla birlikte, biyoloji felsefesinin kurumsallaşması analitik felsefenin ve bilim felsefesinin gelişimiyle mümkün olmuştur. Mantıksal pozitivizm çerçevesinde biyolojiyi (ve genel olarak diğer bilimleri) fiziğe indirgeme eğilimine karşı geliştirilen eleştiriler, biyolojinin kendine özgü kavramlara ve açıklama biçimlerine sahip olduğu fikrini güçlendirmiştir. Bu durum, biyolojiye özgü metodolojik problemlerin felsefî açıdan ele alınması gereğini ortaya koymuştur. Örneğin, farklı yaşam bilimlerinin (paleontoloji, popülasyon genetiği, ekoloji vb.) farklı açıklama ve modelleme stratejileri kullanması, biyolojide metodolojik çoğulculuğu gündeme getirmiştir. Benzer şekilde, biyolojiye özgü yasaların olup olmadığı ve biyolojik açıklamanın ne ölçüde genel yasalara indirgenebileceği tartışma konusu olmuştur.
Doğal seçilimin yanı sıra epigenetik, gelişimsel plastisite ve makroevrimsel örüntüler gibi etmenlerin evrimsel süreçlerde ne ölçüde belirleyici olduğu, biyoloji felsefesindeki bir diğer önemli tartışma alanıdır. Self-organizasyon, morfogenez ve gelişimsel kısıtlar üzerine yapılan çalışmalar ile holobiyont kavramı, biyolojik birey ve seçilimin birimi anlayışını yeniden düşünmeye zorlamaktadır. Bu tartışmalar, biyoloji felsefesinin yalnızca metodolojiyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda ontolojik sonuçlara uzanan bir sorgulama alanı sunduğunu göstermektedir. Biyoloji felsefesi; yaşamın tanımı, teleoloji, determinizm ve olumsallık gibi geleneksel felsefî problemlerin yanı sıra, biyoteknoloji, biyoetik ve biyolojinin toplumsal ve politik etkilerine ilişkin tartışmaları da kapsar. Derste, tüm bu konu başlıklarının ve bu bağlamda alandaki temel yaklaşımların dinleyicilere tanıtılması amaçlanmaktadır.
Evrim ve Kompleksite
Son dönemde, türlerin evriminin ne tür örüntüler içerdiğine ilişkin kuramsal tartışmaların yoğunlaştığı görülmektedir. Bu bağlamda, farklı kavramsal ve metodolojik çerçeveler ortaya atılmıştır. Örneğin, evrimde hiyerarşi kuramı, evrimsel süreçlerin genlerden türlere kadar uzanan çoklu ve iç içe geçmiş örgütlenme düzeylerinde eşzamanlı olarak işlediğini ve hiçbir tek düzeyin tüm evrimsel olgular için ayrıcalıklı bir açıklayıcı konuma sahip olmadığını savunur. Genişletilmiş Evrimsel Sentez savunucuları ise, doğal seçilimi merkeze alan Modern Sentez’e eleştirel bir yaklaşım getirerek, evrimsel süreçleri gelişimsel mekanizmalar, fenotipik plastisite, niş inşası ve çok düzeyli nedensellik gibi unsurları da içeren daha kapsamlı ve çoğulcu bir çerçevede açıklamayı amaçlar. Bu tartışmalarda temel öneme sahip bir mesele, evrim ile kompleks dinamikler arasında nasıl bir ilişkinin bulunduğunun aydınlatılmasıdır.
Kompleks sistemler yaklaşımının temel düşüncesi, çok sayıda etkileşen bileşenin doğrusal olmayan ilişkileri sonucunda, tek tek parçalara indirgenemeyen yeni düzen ve örüntülerin kendiliğinden ortaya çıkabildiğidir. Evrim ve kompleksite ilişkisi üzerine temel öneme sahip kuramsal çalışmalardan biri, Stuart Kauffman’ın 1993 yılında kaleme aldığı The Origins of Order adlı eseridir. Kauffman bu çalışmasında, biyolojik düzenliliğin belirli öz-örgütlenme (self-organization) süreçleriyle iç içe olduğunu savunur. Seçilim değeri yüzeyi (adaptive landscape) üzerinden yürütülen optimizasyon analizleri bağlamında geliştirdiği NK modeli aracılığıyla, çok sayıda etkileşime sahip genetik sistemlerin belirli karmaşıklık düzeylerinde sınırlı sayıda kararlı örüntü üretmesinin istatistiksel olarak beklenen bir durum olduğunu ileri sürer. Benzer bir çerçevede tartışılan bir diğer yaklaşım ise, evrimsel süreçlerde, fizikçi Per Bak öncülüğünde geliştirilen öz-örgütlü kritikleşme (self-organized criticality) modelinin ne ölçüde geçerli olduğudur. Bu modelin, Gould’un savunucusu olduğu kesintili denge (punctuated equilibrium) gibi evrimsel örüntülerle bağlantılandırıldığı görülür. Bu derste, Kauffman’ın söz konusu çalışması ve sonrasındaki literatür temel alınarak evrim ile kompleksite arasındaki ilişki ele alınacak ve konunun güncel bir değerlendirmesi yapılacaktır.