Schrödinger’in “Yaşam Nedir?” kitabı. Etkileri, Katkıları, Eleştiriler
Kuantum mekaniğinin kuruluşuna yaptığı büyük katkılarla, kendi adını taşıyan ünlü denklemiyle bilinen Schrödinger’in, 1943’te İrlanda’da Trinity College’te yapmış olduğu konuşmalardan oluşan “Yaşam Nedir?” kitabı, sınırlı hacmine rağmen, hayatın kökeni veya kökenleri meselesine, biyoloji felsefesine farklı bir bakış getirmesiyle alanının klasik metinlerinden biri haline gelmiştir.
Schrödinger kitabına şu soruyla başlıyor: “Bir canlı organizmanın uzamsal sınırları içinde, uzay ve zamanda meydana gelen olaylar fizik ve kimya disiplinleri ile nasıl açıklanır?…şimdilik başarısız olsa da, bu bilimlerin söz konusu olayları açıklayabileceğinden kuşku duymamak gerekir.” Aslında bu, kitaptaki argümanın kuruluşunda önemli bir yere sahip; özetle, istatistik yasalara tâbi olmak için görece çok az sayıda molekül barındıran bir canlı organizma, kalıcılık, düzenlilik ve kendisini organize etmeyi bu sınırlı uzamda nasıl başarabilir?
Kitabının hemen başlarında canlı organizmanın bunu nasıl başardığıyla ilgili ana iddialarından biri ifade edilir: “Canlı hücrenin en asli parçası yani kromozom ipliği bir aperiyodik kristal yapısına sahiptir.” İşte bu görüş, 1953’te, Crick ve Watson’ı, kendilerinin de Schrödinger’e yazdıkları mektupta atıfta bulundukları gibi onları DNA’nın keşfine götüren esin kaynağıdır.
Büyük bir fizikçi olarak Schrödinger’in kitabında ele aldığı hayatın ne olduğu sorusu, aslında onun ne olmadığı, onda, cansız, inorganik dünyada olandan fazlasının ne olduğuyla yakından bağlantılı. Eğer fizik, madde ve harekete ilişkin olan her şeyin bilimiyse, canlıların bilimi olan biyolojide, fiziğe indirgenemeyecek bir taraf, bir yan, bir “fazlalık” bulabilir miyiz ki, o, hayata ilişkin olanı, onu inorganik olana kesin olarak indirgenemeyecek şekilde tanımlayabilsin.
Bu meseleyi, yaygın olarak kullanılan süreklilik tezi (continuity thesis or principle) şöyle formüle ediyor: İnorganik madde ile canlı organizmalar arasında aşılamaz bir boşluk yoktur; uygun fiziksel koşullar altında inorganikten organik olana geçiş yüksek bir oranda olasıdır. Burada mesele, organik ve inorganik olanı tek bir teorik çerçevede ve fizik ve kimya zemininde bir araya getirmektir.
Süreklilik tezi en sağlam yaklaşım mıdır, buna başka bir alternatif nasıl gerekçelendirilebilir? Organizmalar, örneğin, her ne kadar tümüyle maddi bir kökene sahip olsalar da ve doğa yasalarına tâbi olsalar da, onları cansız maddeye, inorganik olana, onun atom, molekül yapısına indirgeyerek tümüyle açıklayabilir miyiz? Başka bir deyişle organizmalar üzerine düşünmek, aslında sadece maddenin yapısı üzerine, onun fiziksel ve kimyasal özellikleri üzerine mi düşünmektir? Maddenin sadece fiziksel, kimyasal özellikleri temelinde canlılık açıklanabilir mi? “Doğal seçilim” örneğin, maddenin bir özelliği midir? “Eylemsizlik” ile “hayatta kalma isteği” aynı şey midir veya birbirlerine indirgenebilirler mi? Bu soruları elbette, organizmaların maddi olmayan bir temelde açıklanamayacağını kabul ederek, her türlü ilahi müdahale fikrini olduğu gibi canlılığı biyolojik olmayan güçlerle açıklamaya çalışan vitalizmi de reddederek, tek Tanrılı dinlerin maddi olmayan, “ilahi ruh” gibi gereksiz efsanelerini tümüyle devre dışı bırakarak formüle ediyoruz.
Bu temel meseleleri ele alırken, arka planda devam eden felsefi tartışmaları: Determinizm, indeterminizm; indirgemecilik, holizm; olumsallık, zorunluluk, tekillik (singularite); gen merkezcilik, organizma önceliği ve organizmanın çevre ile olan ilişkisi, epigenetik vb. biçiminde ifade edebiliriz.
Schrödinger’in kitabı tüm bu meselelere bir şeklide temas etmekte ve fiziğe yeni bir yaklaşımı gündeme getirmektedir; dolayısıyla bu kitabı ve kurduğu argümanı incelemek çağdaş felsefi tartışmalarla da bir bağlantı kuracaktır.
Okuma Önerileri